4 Ocak 2013 Cuma

bir cinayetin anatomisi

sabah evden çıktığında, sokaklarda yürümeyi hayal etti. oysa sokağa adım attığında hangi sokakta olacağını bilmiyordu. kalabalık bir büyük şehrin aceleci haline yıllar geçse de alışamamıştı. sokak onun için hala o küçük şehrin, is kokan, gecekondu mahallesinin sokağıydı. ve büyük şehirde hiç sabah erken uyanıp sokaklarda yürümemişti, doğruyu söylemek gerekirse. okula illa otobüsle gitmesi gerekiyordu. eskiden kütüphane vardı. romanlar vardı. kahramanlar ve hayaller vardı. artık koca bir kütüphanesi vardı, ama kahramanlar yoktu insanlar vardı. romanlar yoktu, makaleler vardı. hayaller yoktu, analiz vardı. her şey giderek acımasız bir gerçekliğe bürünürken bir yandan da korkunç bir aldanışa evriliyordu. anlam ve hayat arayışı içerisinde, hayatı kaçırıyordu. büyük şehire ilk geldiği yıllarda, henüz kitap okuma alışkanlığını yitirmemişken, bir roman okumuştu. yine kendisi gibi, taşranın ücra bir köşesinden kopup gelen bir öğrencimiz soğuk ve karlı bir istanbul sabahında, beyazıtta ki börekçide oturup kürt böreği yemişti ve hayatında daha önce hiç tatmadığı halde bizimkinin de canı kürt böreği istemişti. o gece sabaha kadar uyumadı, sabah olunca ilk işi börekçiye gidip kürt böreği yemek oldu. arkadaşı/ can dostuyla beraber evden çıktılar, kıştı ve hava gerçekten soğuktu. oturup, kürt böreği istediler. kesinlikle pudra şekeri de olacaktı, çünkü roman kahramanı da öyle istemişti.

----DEVAMI GELECEK-----

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder