26 Mayıs 2012 Cumartesi

ben şiirleri sevmiştim.
duyduğum ilk şiir kutsal bir kitaptandı.
sonrakiler hep onu taklit ettiler.
şiirlere imandan geliyordu yaşama sevincim.
ve şairlerin koyduğu kurallar belirliyordu sınırlarımı benim.
ne zaman aşık olsam ve ne zaman aşksız kalsam hep şiirlere sığındım.
her sevgilime ayrı bir şiir yazdım.
kimisini adım gibi ezberledim, kendim gibi bildim
kimisini çöpe attım.
her sevişmenin sonuna bir şiir edebilmeyi isterdim.
bazı sevişmeler öyle güzel kokuyordu ki.
ılık bir sabahın ardından,mermere akıtılan serin sular gibi.
çıplak ayakların sızısı gibi.
balkon demirlerinden aşağıya sarkan çocuklar gibi.
sevgilimin güzelliğini anlatabilmeyi isterdim
cemal süreya gibi.
kelimeler birbirine dolaşır, birden uzaklaşırdı bütün anlamları dünyalıların.
ben yazdığım şiirlerde afrikadan uzakta olurdum muhtemelen.
ama ben okuyamadım hiç bir şiirini turgut uyarın, ismet özelin ve zarif beylerin
......
çok sevgili sevgilime.
ve şimdi her yokladığında o sevişme anları
okuyamadığım şiirler geliyor aklıma.
durup bakamadığım yüzler.
asfalttaki çukurlar ve kanalizasyon boruları geliyor aklıma.
keşke diyorum
yollar bu kadar toz kaldırmasa.
arabalar hep gitse
tekerlekler hep eskise
mevsim değişse
ama ah şu yollar
yollar keşke toz kaldırmasa da
karışmasa ortalık.
belki de bu nedenle gördüğüm ilk güzel göze şiir okuyasım geliyor.
pardon, size şiir okuyabilir miyim?
bakmayın ama bana öyle.
alt tarafı gözlerinizi beğendim.
ben meydan okumalara karşı şiir okuyamam ki.
şiirin zehri de olur bilirim.
neden hatırlattınız ki.
bilmez miyim sandınız.
merak etmeyin, öyle kolay her zehir işlemez her bedene.
olmadı uyanırız,
olmadı uyanırız,
baktık o da olmuyo
hiç uyumayız biz de.







22 Mayıs 2012 Salı

merak eden sisterlara

bu makaleyi bulduğumda çok iyi hissetmişidim, teorik olarak dili o kadar kuvvetli gelmemişti ama yaptığı point bana tam da bu işte dedirtmişti sonra bana konuyla ilgili bisürü soru soran bisürü insana da anlatırken referans vermiştim en iyisi burdan paylaşayım dedim.
abstract şöyle diyor:
Tıp etiğinde, kürtaj olgusuna yaklaşım için geliştirilen argümanların çoğunda “hak” merkezi bir kavramdır. Embriyonun “yaşama hakkı” ile kadının “kendi bedeni üzerinde karar verme hakkı”nın karşılaştırılması çerçevesinde ve bir “çıkarlar çatışması” olarak tartışılan konu, bu haliyle tüm boyutlarıyla ele alınamamakta; belki de en önemli nokta gözden kaçmaktadır.
Bu yazıda, konuyu “kadın bakış açısıyla” ele alan bir argüman geliştirmeye çalışacağım. Kadının benlik duygusunun başkalarıyla süreklilik içinde olduğundan hareket ederek, kürtaj olgusunda embriyo ile kadının karşıt taraflar olmadığına, ve durumdan kadının da zarar gördüğüne dikkat çekeceğim. Bu bağlamda kürtaj karşıtı argümanlarda embriyoya karşı işlenen bir “cinayet” olarak tanımlanan kürtaj olgusunu, aslında, bir tür “intihar” olarak nitelendirmeyi önereceğim.

link de şu: 


tarihe bir not.

16 Mayıs 2012 Çarşamba

al beni bul beni parçala parçala beni sev beni

hey gözünü sevdiğimin akademisi.

burayı da daha fazla acıklı kadın travmalarıyla doldurmak istemem ama.
hani yarın benim sınavım var ya.
ben ona çalışıyordum işte.
sonra bir mesaj geldi telefonuma.

diyordu ki abla,
ben karar verdim okulu bırakmaya.
ben bu mesajın geleceğini biliyordum aslında.
bak yine başladı elim ayağıma dolanmaya.

aradım, aradım, ulaşamadım kardaşıma.
arkadaşını aradım sonra.
dedi kardeşin ağlamakta.

kardeşim dedim dur ağlama.
abla dedi yetti canıma.
dedim bilirim ben,
üzülme sen daha fazla.

cemaatle konuşuruz alırlar seni asfa'ya.
dedi kardeşim hangi parayla.
sonra baktık beyoğlu-imam hatip'in internet sayfasına.
yazmışlar, okulumuzun pansiyonunda 150 kişi konaklamakta
yüzme havuzunda öğrencilerimiz spor yapmakta.
bak şimdi sauna da bu çocuklar ter atmakta.
amma velakin
fotoğrafların içinde bir tane kadın bulunmamakta
yurt listesinde bir tane kız ismi yazmamakta.
dedim kardeşime dur dur daha fazla ağlama.
gideriz bu cuma okulları dolaşmaya.

ah şimdi çarkına tükürdüğümün kemalizmi söyle bana,
yarın benim yerime girer misin sınava?
zira benim tansiyonum tavan yapmakta.
panik-atak nöbetleri yoklamakta.

ah gözünü sevdiğimin akademisi istemiyosun beni biliyorum ama
yine de alır mısınız beni aranıza.
bak işte bulamazsın böyle malzeme
var mı benden daha ala?

bu mesele hem benim sınıfımla alakalı, hem kadınlığımla.
Hem geldiğim aile, hem de çocukluk tramvalarımla.
İntiharı düşünmedim mi sanıyorsun,
ordan da bağlarsın Durkheim'a.
Tarihçilerde sözlü tarih için kullanabilirler pek ala.

Verdiler elime bir hayat yaşa dediler.
ağzına sıçıyım nerden tutcağımı söylemediler.
Boğazımda düğümler, kafamda tepiniyor keçiler.
zaten param parça olmuşum.
gel akademi gel, sen de gel
tut bir tarafımdan çek kopar.
incele inceleyebildiğin kadar.
Yetti artık benden bu kadar!


13 Mayıs 2012 Pazar

annene benden selam söyle.

ben bu kadınların hikayesini dinlemeye ne zaman başladım? Galiba doğduğum zaman. Eve gelen misafirler, annenem ve teyzemlerle fısıldaşmalar, sonra kuzenler arası yapılan dedikodular, ev oturmaları, akşam misafirliği, çay saatleri, sohbet günleri, mukabeleler, kız aramalar, kız alıp kız vermeler, düğünler, kına geceleri, börekler, çaylar, kurabiyeler, doğumlar, kavgalar, altınlar, yüzükler, kucaklaşmalar, yaz tatilleri, otobüs yolculukları, trene binen fotoğrafçılar, yurt odaları, siyer okumaları, cemaat toplantıları, cemaat kampları, hamamlar, hamam yolları, keseler, babaannemin komşuları, ölenler, bi türlü ölmeyenler, perihan teyze, perihan teyzenin kızları, şühedanın annesi, ablaları, ablalarının kocaları, kocalarının kardeşleri, kardeşlerinin çocukları, yazları kuran kursları, kuran kursundaki kız grupları, ışık kolejleri, öğretmen liseleri, bilge teyze, bilge teyzenin kardeşi, istanbul hanım efendisi, merkez bankası yönetim kurulu üyelerinden necati amcanın karısı ve onun ayakkabıları, iftar sofraları, oruç bozumları, adet kanamaları, geceleri telefon konuşmaları, teyzemin arkadaşları, diğer teyzemin evden kaçması, dayımın karısı, onun kardeşinin bir türlü çocuğunun olmaması, polyester kravat, bayram kolonyası, yücel teyzenin oğlu erol abi'ye kaçan merve ablanın kızı nisa'nın şuan 7 hatta bile 8 yaşında olması, arkadaşımın çoğunun doğması, annemin beni özlemesi, kuzenimin evlenmesi, kardeşimin okulu, kardeşimin kilotlu çorabı, kardeşimin tokaları, cansunun sivilceleri, başağın annesi, başağın babasının çok içkici olması, başaın anne ve babasının bir türlü boşanamaması, güler ablanın oğlunun ismi, güler ablanın kızının kalem kolleksyonu, zehranın ikinci bebeği, burağın annesinin henüz bilmediğim hikayesi, örgüt içi ilişki, çok eşliyim. özgür kadın.

hepsi aynı. hepsi benim hikayem.
hani soruyorsunuz ya neden hala başını örtüyorsun diye.
Çünkü o başörtüsü bizim aramızda.
Bizi birbirimize bağlıyor.
O başörtüsü, bana ait olduğum yeri hatırlatıyor.
Gidemediğim okulları, annemi, kız kardeşimi.
O başörtüsü sayesinde açıyorlar bana kendilerini.
Aramızda gizli bir dil var bizim. Eşarplarımız ne kadar farklı da olsa göz kırpıyorlar birbirlerine.
Bak işte yine her yerde aynı hikaye.

Çünkü biliyorlar, ben de onlardan biriyim. Başörtümü çıkarırsam farklılaşmaktan korkuyorum. Çünkü biliyorum, o zaman aynı dili konuşamayacağız. Ben artık onlardan olmayacağım. Benim için daha kolay olacak bir çok şey. Bir başörtüsüne bakıyor evet. Bunu onların gözlerinde görebiliyorsunuz. Çünkü söylemekten hiç bir zaman kaçınmıyorlar. Evleneceğin ön kabulü var bir kere, aile tahayyülleri var, koca tahayyülleri var, kaynana tahayyülleri.Sen okumuş kız olmuyorsun başında örtün olunca, bizim kız oluyorsun. Başörtüsünü çıkarırsam, onları anlayamayacağımdan kokuyorum. Bütün o kadınlardan bende bir parça kalsın. Her cümle asılı kaldı kalbimde, ama iğne deliği biçiminde.

Evet başörtüsünü kullanarak bir gün kiarostami olmayı hedefliyorum ve maya deren'in sigaralı pozunu gördüğüm günden beri sigarayı elimden düşüremiyorum.

ben bu kadınların hikayesini anlatmayı çok ama çok istiyorum.
ağlıycam.


12 Mayıs 2012 Cumartesi

annelik üzerine... peh peh.

yine bursadayım. regl varmış gibi karın ağrıtırken yokluğuyla ayrı dertlere gebe. evet, güzel türkçemiz... o konulara girmeyip günün anlam ve önemine yaraşır cümleler kurmayı seçiyorum. facebook statüsü yapacaktım ki tepki çeker miyim dedim, bilemedim, blogumuzun güvenli duvarlarına posttum kendimi. okuduğum kitabın etkisinde bir üslupla artiz artiz diyorum ki: kardeşlerim! annelik, faşist eğilimli bünyelerin elinde tehlikeli bir silaha dönüşebilir. ve bu kavramın içerildiği kişiden bağımsız şekilde ele alınıp kutsallaştırılması başka bünyelerde yarattığı tahribatın sorgulanmasını da engeller; daha da ötesi, olası bir sorgulamaya gidecek kişiyi ayıplar, yargılar. herkesin anneleri gününü gün etsin. bursada yapmacık bir anneler günü arifesinde komik, içi bulanan, ağrıyan, sızıyan bir kadınım. bursa da bursa.

“dayana” otuzbeş


Bana bişey olmaz dedim
Diane 35e benden bir şiir gelmez dedim
Ne alakası vardı ki
Ben her şeye göğüs gerendim
Hap geldi benim göğsümü gerdi
Bu hiç olmadı.
Gene ağlardım da böyle ağlamazdım insanın gözünün içine baka baka
Yastıkta ne güzel yatıyor sandalyede ne güzel oturuyor diye mesela.
Şimdi şart oldu doğumkontrolhapına veriştirmek
Kendi zayıflıklarıma kıyak bir bahane olaraktan belki de.
Düz feminist oluvereydim, bunun için bunca şansım vardı oysa,
Neden olmadım ki zamanında yani
Bedenim de bedenim, tabi ki de benim
Erkekler yüzünden hepsi diyeydim.
İstemeden doğurma tehlikesi yaşaması mı dersin
O tehlikeyi yaşamasın diye bin türlü çile çekmesi mi
Meme acısı bir yana, damar tıkanıklığı öbür yana
Esas tıkanan beyin damarlarım oldu
Diyelim ki hapı bırakıyorum bacılar
E sevişmeyi bırakmadıktan sonra?
Ah diane, ne pis şeymişsin
Ya da ben ne pis karıymışım
Günlerdir süren depresyonuma sebep ilan ettim seni bu gece
Artık benden iyisi yok
Ezikmiydim. Bunaltıyormuydum sizi beyfendiler.
Ve sonra duygu sömürüsü. Üzerine yeni hileler, duygusal manipülasyonlar filan
Bağımlımıydım bağımlılaştırıyormuydum
Kapıyı üzerinize mi kitliyordum
Her gün her saat ilgi alaka? Tabi en sevdiğim miydi.
Bir türlü yakanızdan düşmüyor muydum?
Ah, bir çaresi bulunur elbet.
Beden benim değil mi.
Yeter iki aylık zahmet.
Doğumumu kontrol etmeyi bırakıp psikolojimi düzelttim mi
Ne dert kalır sizde ne kasvet!
Ama unutmayalım sabri bey sizi dışarı alalım
Diane35e verdiğim parayla da ayda iki kez test yaparız.
Gül gibi geçinip gideriz.
Ve mümkünse
Ancak bir babaanneye yakışacak bolluktaki hastalık skalam
Olmayıverir mevzubahis,
Medikal bir vaka analizinden
Normal insanlığa geçiş
Benim de hakkımdır
Sizi de hastabakıcı tutmadık a kendimize,
Her koyun kendi bacağından asılır
Bu kadar sorumluluk omuzlarımıza ağır geldiyse
İtinayla masaj yapılır.