30 Temmuz 2012 Pazartesi

aslen nereliyim biliyor musunuz
galiba kötülüğün kalbinden geliyorum
gururun, kibrin ve çok konuşmanın.
ben de sakin olmak istiyordum bir zamanlar
ve ağırbaşlı
tepkilerimi kontrol edememek filan
bunlar hep sinirsel
ve geçici zannediyordum
sadece zor zamanlarda böyle olurum filan
zor olmayan zaman mı kaldı bugünlerde
eskiden gülerdik güler geçerdik
ne bileyim kızlarla yastıklarla oynardık
sıcak yataklarımıza yatardık konuşmaktan uyuyamazdık
herkese ve her şeye iyilikle yaklaştığım 
ve kimseye hayır demeyi bilemediğim
günlerde
şimdiyse beni kaplayan korku 
beni hırçın yapıyor
hep bir açıklama telaşı içerisinde
ve her şey bana haksızlıkmış gibi görünüyor
itiraz etmekten kendimi yatağa bırakamaz 
gülemez oldum
şimdi de geldim buraya itiraz ediyorum
artık kabullensem
kötülüğe yatkınlığımı
zamanla kalbim buz gibi olur mu benim de
tanıdığım bildiğim diğer kötü insanlar gibi
bencil ve yalnız ama güçlü
ütopyam.
bir şeyler giderek buharlaşıyor, kayıp gidiyor
ve ben tutamıyormuşum gibi
kafamdaki senaryoları
susturamıyormuşum gibi
bu ohal ne zaman geçecek
sarılalım gülelim gülüp geçelim
korkmayalım sıkmayalım sıkılmayalım
bende verecek bir şey pek kalmadı
ama az konuşur çok iş yaparsam
ve kendimden biraz kaçarsam
sepet sepet sevgi dağıtıcam dünyaya
belki o zaman arınırım korkmaktan
önemli olan da niyet zaten.

25 Temmuz 2012 Çarşamba




Amy öleli tam bir yıl olmuş, kendisini pek yakından tanımazdım, ama ölümünün birinci yıl dönümü çok duygulandırdı beni, zira geçen yılki bugünü dün gibi hatırlıyorum. ben okaliptus kafede çalışıyodum, sevgilim vardı, daha ramazan olmamıştı, yaz okulunda insanlar vardı, kafeye saat 12.30da sensormatic'in öğle arasına girmesiyle müşteriler gelmeye başlardı. sonra 3-5 arası durulur, o arada ahmet gelirdi yanıma, ya da mehmet abiyle tavla oynardık. O aralar ece ayhan ve edip cansever okuyordum. sonra akşam postası başlardı 5.30 gibi saat 8buçuğa kadar durmazdı. ben sıcaktan ve yorgunluktan  mahvolurdum. sonra 9buçukte herkesler gidince yemeğimi yer sonrada saat 10da çıkardım. ahmetle buluşurduk genelde. saat 12ye kadar dinlenirdim ben, canım hiç bir şey yapmak istemezdi. zira yorgunluktan dizlerim ağrıyo olurdu hep, sevişirdik, sonra yürüyüşe çıkardık.biz hep yürürdük, kavga edersek basar gider yürürdük, mutlu olsak zıplayarak yürürdük.ben kafede çalışırken çok komik yürüyomuşum ahmet öyle söylüyodu, ördek gibi. yaklaşık 4 yıldır yazdır   çalışıyorum, çalışıyorum dediğim, gerçekten, günde 10 saat, saati 3,5 liraya çalışıyorum yıllardır, ilk defa bu kadar uzuuun süreli bir boşlukta buldum kendimi. bir yerlere gidecek olmamak, dizlerimin geceleri ağrımaması, sıkışık işlerin olmaması, o kadar ilginç geliyo ki. ama fark ettim de beni hayatta tutan bütün bu uğraşlarmış. yaşadığımı hissetmiyorum. şimdi uzayda boşluk kaplamıyor gibiyim, yolda ki insanlar da olmasa, hayalet olduğuma iman edebilirim. onların o bakışları ama varlığımı unutturmuyor bana. kelebek gibi konmak istiyorum kanepenin üzerine, içe eğilip bükülmesin, varlığım etki etmesin. insanlara bakamıyorum. göz göze gelmekten öyle bir kaçıyorum ki, korkuyorum insanların yüzlerine bakmaktan, bana değmelerinden korkuyorum, mal gibiyim yeminlen.