20 Ocak 2011 Perşembe

mango outlet

-koşun koşun
indirim başlamış
boşverin şimdi şiiri miiri
                  diyorlar.
birisi kadın mı dedi?
şimdi o dediğinizden en çok mango outlette var.
                 iddiasındakiler.
-yok diyorum yok bir tanesi lavanta satıyor kapının önünde başka bir tanesi istiklale gelmedi ömründe
-tamam ama bunlar da kadın
siz gene de bir bakın
                diye ısrar edinceee;
gittim baktım
etiketli bir iki giysim daha oluverir diye.

bir de ne göreyim, o havasızlıklı bodrum katında
çokluk birikivermiş yanında arkadaşı bokluk.
hayatınızda giymeyeceksiniz biliyorum
aldıklarınızın hepsi uyduruk
ama neden
neden neden
elimizdekileri önce ben gördüm diye çekiştirmek?
teyzem teyzem.*
nedir bize birbirimizi yoldurtan
derilerimizden mango yeni giysiler yapsın diye mi.
düşünürken ben;
koşun koşun diyenlere bir cevap gelsin öyleyse:
altında kalın emi.

*teyze: farklı renklerdeki bir eteğin bütün modellerinin 38 bedenlerini (12-13 tane) kucağında toplamış, en son benim beğendiğimin 38 bedenini (7,90.TL) benimle aynı anda görevliden talep etmiş, 38 bedenin yarısı kadar zayıf ve eteği elbise niyetine giyse dahi ayaklarına dolaşacak kadar kısa boylu hatun kişi.
benim mangodan kaçmadan kurduğum en son cümle: eveet, gerçekten de çok güzel yakışacak.üstelik tam yaşınıza, vücut hatlarınıza göreeeee.

4 Ocak 2011 Salı

y-azamı-yo-rum ablacım.

amanın aman aman
zamanın zaman zaman
bizim düğün ne zaman
yalelellim

diye bir türkü vardı.
lafa oradan girmemin sebebini açıklayacak dizelerle başbaşa bırakmak isterdim sizleri
fakat dizelerle anlatı öremeyecek denli hantallaştığımın farkındayım
üstelik semboller ve kodlarla anlaşmak yerine herşeyi uzun uzun açıklamak zorunda olduğum yeni insanlarla diyaloglar geçirmek bizim leb deyince uzaktan kestiğimiz leblebileri öyle eskisi gibi seri bir şekilde yuvarlayamama neden oluyor
bu durum beni fazlasıyla kırmış germiş hatta bir süre sonra kendisini unutturarak aklımdan çıkmak suretiyle en büyük kazığını atmış olabilir fakat,
gençliğe hitabe üslubuyla da olsa bir şeyler karalamak için yine buradan ve bizden başka bir kapımın olmaması da ayrıca kayda değer.
velhasıl bizim düğün sen de üç ben diyeyim beş sene sonra
tostoparlak tastamam bir düğün şıkşıkıdım bir düğün
yok yok hemen öyle beynimiz sulanmasın düğün dediysek evleniyorum diye değil fakat
benim bizzat bir ben olarak ablalara dair giriştiğim soruların yavaş yavaş ismi 'düğün dernek' olan bir dernek çatısı altında kurumsallaşması ve ablaymış abiymiş hepsinin bizzat ben ve zevcem iki kişi olarak sorunsallaştırılması meselesi yüzünden.
kendisi üretken yazışgan ve bizzat sevişgen ben kadın kişiyi tercih edeceğinden bunları yazarken içerimde onun namına çalıştırdığım otokontrol mekanizmalarının alnından öpüp üstlerini örtüp odalarının ışıklarını bir bir söndürürken bile acaba ne anlayacak diye demeden duramam ise bir başka kayda değer.
şimdi kabul ettiğimiz yaşam formları arasından bir tanesini seçtik onu yaşıyoruz huzuru ve aşkı (ve güzel seksi de) bulduk fazlasının tahayyülü bile evvelden kıyılarımıza vurmamıştı
önermesi ile
yazamadım edemedim ben bu işi bilemedim eskisi kadar isyan edemedim
önermesinin arasındaki korealasyon var ya.
var mı işte o?
olmadığını temenni ederek yazmaya çalışıyor olmam ise diğerlerine oranla hayli kayda değer.
olmakla beraber.
lafın kısası,

kış depresyonu.
yaşamayan varsa beri gelsin.
yağmurdan korkuyorum.
soğuk ise kanımı donduruyor.
duygularım ve onları ifade ediş biçimlerim
yavaşlıyor
eli çatlayan dudağı patlayan
derisi kızaran
pantolonun içine tayt giyerse az seksi olan
insan evlatları.
beni anlayın beni dinleyin.
kışın sanki sevişmenin tadı bile eksiliyor
nezleli burunlarımızdaki kokusuzlukta
yoksa benim dernekte değil
mesele.
derneğimiz iki kişilik
bazen yüz, beş, elli kişilik
ama kış.
kış sıfır kişilik.
içerisinde insan barınamıyor.

1 Ocak 2011 Cumartesi

6-12ve 19 3'e bölünür bana sorarsan...

doldu doldu dolduuuuuu.
sızladı.
yuttum.

kabardı kabardı kabardı
titreye titreye
havaya saldım.

koccaman açıldı burun deliklerim.
yine sızladı.
guluk etti
bu kez daha zor oldu ama yine yuttum.

bir yukarı bir aşaaaa
bi aşaaa bi yukarıııı..

fış fış kayıkçı
hep mi başka şeyler çağrıştırdı bana?
yoksa 6 yaş sendromumu...

şimdi 19.
semsert.

battı,batıyo,batıyolar..
birileri bana çevirmiş oklarını.
her yanıma hemde
hep 12 den.

ama şimdi 19.

bahçe güzel bahçe sakin
park bizi alır
gemi bize gider
böcekler çicek açar

parmak uçlarım özler..
parmak uçlarım ister..

galiba bademciklerimin orası..
orası işte
tıkandı kaldı yine..

doldu doldu doldduuuuu
tuttum.
geri yolladım.
ordular ilk hedefiniz klitoristir ilerii marş!!!
rap rap rap.

her kadının içi aynı mı daralır?

ben çok korktum.
ertesi güne sakladım.
bugün olmadı ama yarın..

yine gel!

benzemez kimse sananı ikna çabaları -2-

çoğalıyorum,
çoğaltıyorum,
üremeden.
çarpışıyorum içimdeki insanlarla,
onlar birbirleriyle.
herkes hafiften inciniyor
ama bu hiç bir şey,
yabancı darbelerin yanında.

inan bana,
inanın!
böyle daha güçlüyüz,
daha yoğunuz,
daha anlamlıyız
hem kendimize
hem birbirimize,
hepimiz.

hep istemedik mi sevişmenin daha güzel ve kolay olmasını.
yormayalım artık kimseyi,
sevgiyi makasla tornavidayla balyozla
parça parça edelim,
bir zerresi bile yakar yine de içimizi.
sevişmek var,
terk etmek yok,
gitmek de kolay dönmek de.

çoğunuza inandırıcı gelmedim,
yine de söylüyorum ütopyamı
söylemezsem olmaz çünkü
tam burda.
"burdan doğru."

namussuz, gurursuz, başka bir dünya için.
mümkün olduğunu bildiğimiz
ama ne olduğunu bilmediğimiz
o öbürsü dünya için.
benim bi tekini hep aradığım cinselliğim için.
çorabımı koyduğum yeri unuturum ya.
onun gibi.
bir ütopya.

olmazsa sağ olsun canımız,
birbirimize baki aşkımız.
kadınız ve aşığız,
şunun şurasında üç günlük dünya.
olağandan taşarsan
öyle yaşarsan
o da bir çeşit ütopya.

"artık zamanın sabit olduğundan şüphem yok,
kendi içimizde çok dönünce sarhoşluk hissetmek normal,
aynı masada yaşamak zorundayız acıyı da tatlıyı da."
diyen eski bir ilham perisine kinayen
aynı bedenlerde gidip gelen
bölünen,
dağılan,
çoğalan,
garantiye alınan,
şüphesiz,
güzergahı ve şiddeti ölçülemeyen,
bir aşk.

içinde ve dışında dönen sen, siz, biz,
sevgililer,
sarhoşlar,
arkadaşlar
kadar güzel bir dünya.
buralarda bir yerde.
çorabımı koyduğum yeri unuturum ya,
öyle bir dalgınlık ve sarhoşlukla
kurulmuş bir ütopya.

benzemez kimse sananı ikna çabaları -1-

öbürsü bir cinsiyet var midemi bulandırıyor
ve bir cinsellik ki benle
ama bende hiçbir yere koyamıyorum.
midem buruluyor.

böyleyim desem böyle olur muyum?
ya da öyle değil desem öyle olmaz mı?
ama ben hep öyle böyleyim, onu napıcaz?

kadınlar var sevdiğim, erkekler var
gidip gidip döndüğüm insanlar var
ağaçlar var,
baktığımda suçluluk duyduğum,
bana bırak kendini anlatmayı diyen.

dinleyen yok ki,
açtığın yerler mikrop kaptığıyla kalır,
diyen rüzgarlar var,
sonra dinen.

doğa benle konuşuyor
e kadınım ya ondan tabii
adamlar geçti geçti yanımdan,
oramdan, buramdan,
onlara benzedim.
yine de konuşuyor,
bir iş olmalı altında...

bir cinsellik ki hep benle ve bulamıyorum yerini
midem bulanıyor
cümlelerimi erteliyorum
az biraz sakinleyeyim diye
sonra saatler geçiyor.
suskunluk suçumu artırıyor,
sanki az önce birini boğazladım.

ben şöyle hissediyorum,
böyle hissediyorum.
adamlara benzedim diye doğa bana küser mi?
doğa kadına mı konuştu?
belki de benzemedim onlara.
kadın mı doğaydı zaten?
içimiz o yüzden mi paramparça?
binlerce söze, çığlığa,
üstümüze yakışan hıristiyanlığa
noel babaya,
şeytana
bölündüğümüzden?

bunlarla alakası yok
deyip,
yırtıp cümleleri,
yine koşacağım.
yerini bulamadığım cinsellikten
onu da alıp.
nasıl olsa bende bir yerde.
sevgiyi bölüşüm korkutmamalı.
hepimiz
bölünmüşken
birbirimize.