4 gün
geçmişti, üzerine bir 4 gün daha geçti. İlk dördün verdiği bombastike (sofistike
gibi) gazla ordan oraya koşturuyordum. Mesafeler değişiyordu, bazen
yemekhane-kütüphane arası, bazen Bahçeköy-Beykoz arası. 8. gün yemekhane
kütüphane arasına sıkışanlardandı.
Kuzey
kantin logolu bardaklarımızda çaylarımızı yudumlarken biraz da dertlerimize
tutunuyorduk. Muhabbetin ortasında yok yok sonuna doğruydu galiba, kendimden
örnek vererek(self-disclosure deriz biz yd taraflarında)cümleye başlamıştım,
gittiğimiz bir yerden bahsediyordum, misafirlikten falan, kaldığım bir evden
kısacası. Ondan önce kaldığım ev, 2 sene öncesi, isimler, sokaklar, ışığı
yanmayan evler, tren rayları. Hepsi birden çıkıvermişti yüzeye. Bunların
hepsini nasıl bir cümleye dökebilecektim? Kocaman bir nasıl diyebildim sadece.
Ben bu taciz hikayesini nasıl unutmuştum? Taciz hikayesi mi? Yüzeye çıkanlar
kaybolmuştu birden, sadece 2 kelime büyüyordu. Sonra 2 kelime daha? NASIL
UNUTMUŞTUM?
4
gün boyunca aklımın ucundan geçmemişti. Hatırlayıp da anlatmak istemedim değil.
Silmiştim, unutmuştum, itmiştim arkalara, bir yerlere postalamıştım. Ama
çıkıvermişti bambaşka bir konunun ortasında.
Başka hangi hikayeler vardı acaba
unuttuğum,
Bir yerlerde çıkıvermeyi bekleyen?
Diye düşünür mü insan, düşünür!
Ne unuttuğunu bulmaya çalışır
Hatırladığı bin bir gereksiz
detayı unutmaya çalışır,
Belki giderler de unuttuklarına yer açılır diye
BOŞuna.
BOŞları aramakla doldurduğum,
yakınımdaki kadınlara durmadan BOŞları anlattığım bir 4 gün daha geçmişti. Bu
aralıkta kaç kişiyi düşürmüştüm bilmem ama dertlerimize hep beraber bir şekilde
tutunuyor olmak iyi gelmişti, geliyor da.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder