24 Kasım 2012 Cumartesi

4 gün ya da 8. gün


            4 gün geçmişti, üzerine bir 4 gün daha geçti. İlk dördün verdiği bombastike (sofistike gibi) gazla ordan oraya koşturuyordum. Mesafeler değişiyordu, bazen yemekhane-kütüphane arası, bazen Bahçeköy-Beykoz arası. 8. gün yemekhane kütüphane arasına sıkışanlardandı. 
            Kuzey kantin logolu bardaklarımızda çaylarımızı yudumlarken biraz da dertlerimize tutunuyorduk. Muhabbetin ortasında yok yok sonuna doğruydu galiba, kendimden örnek vererek(self-disclosure deriz biz yd taraflarında)cümleye başlamıştım, gittiğimiz bir yerden bahsediyordum, misafirlikten falan, kaldığım bir evden kısacası. Ondan önce kaldığım ev, 2 sene öncesi, isimler, sokaklar, ışığı yanmayan evler, tren rayları. Hepsi birden çıkıvermişti yüzeye. Bunların hepsini nasıl bir cümleye dökebilecektim? Kocaman bir nasıl diyebildim sadece. Ben bu taciz hikayesini nasıl unutmuştum? Taciz hikayesi mi? Yüzeye çıkanlar kaybolmuştu birden, sadece 2 kelime büyüyordu. Sonra 2 kelime daha? NASIL UNUTMUŞTUM?
  4 gün boyunca aklımın ucundan geçmemişti. Hatırlayıp da anlatmak istemedim değil. Silmiştim, unutmuştum, itmiştim arkalara, bir yerlere postalamıştım. Ama çıkıvermişti bambaşka bir konunun ortasında.
Başka hangi hikayeler vardı acaba unuttuğum, 
Bir yerlerde çıkıvermeyi bekleyen? 
Diye düşünür mü insan, düşünür!
Ne unuttuğunu bulmaya çalışır
Hatırladığı bin bir gereksiz detayı unutmaya çalışır, 
Belki giderler de unuttuklarına yer açılır diye
BOŞuna.
BOŞları aramakla doldurduğum, yakınımdaki kadınlara durmadan BOŞları anlattığım bir 4 gün daha geçmişti. Bu aralıkta kaç kişiyi düşürmüştüm bilmem ama dertlerimize hep beraber bir şekilde tutunuyor olmak iyi gelmişti, geliyor da.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder