24 Kasım 2012 Cumartesi

yazdım

Arkadaşlarınla konuşuyorsun. Annelerin yanına gidiyor, ses duyamıyor,
bir şey hissetmeden görevini yerine getiriyorsun.
Sonra iki kadın var, daha bir yıl bile olmadı tanıyalı -aslında
oluyor, çok yakında- ama işte tırmalaya tırmalaya, bütün farklı
deneyimlere rağmen onlarla çay sigara yapmanın tadı var. oysa sen o
sokakta başkalarıyla oturmuşsun, öyle ki aradan aylar geçmiş, bütün
hayatını kurduğun gerçeklik yıkılalı. Geçmiş ama hala aklın almıyor
onsuz nasıl olur, başkalarıyla o olmadan nasıl gider oturursun aynı
yere. Buranın kahvesi meşhur dersin. Sanki orada daha önce heyecanla
onunla oturmamışsın. Ilk buluşmanız (2 yıl 10 gün geçti.) yani ilk
beraber uyuyacağınız, birbirinizin hayatına gireceğiniz gün. Ilk
buluşmanız oradan da bir parça almamış. Sanki hangi masada kimin hangi
tarafta oturduğunu hatırlamıyorsun. Ama hatırlamak şaşırtmıyor.
Hatırlamak şaşırtmıyor. Hatırlamak senin gerçeğin. Hatırladıklarınla
varsın. O kadar ki kafanın içinde hep başka bi zaman. Orada hep başka
bir gerçek.
Rüyalar-kafanın içi-dışarıda akanlar.
Bütün bunlara rağmen oturup o kadınlarla kahveni höpürdetip artık
montecarlosuz -ki o da hayatıma gireli aynı bir yıl oluyor- ama bol
tütünlü sohbettesin. Oysa ki senin tütüne nasıl gömüldüğün, o kağıdı
sararken nasıl bütünleştiğinle ilgili şiir bile yazmıştı. Şiirden
şiirci!
Işte tütünleriniz. Işte çaylar. Eh biz zaten biraz da çay ve sigara
birlikteliğiyiz. Kusana kadar çay,
kamburdateknosadabörekçidekuzeykantindebüyükevdeküçükevde.
Örgütlenmekten konuşuyorsunuz. Sahiden örgütlenmekten mi
konuşuyorsunuz? Ne zaman, ne zaman ne zaman. Yine de inancımız var,
hava pis,cumartesi annelerinin çocukları hala kayıp. Kayıp kayıp kayıp.
Bizim kayıplarımız? Kaybettiklerimiz, yerine hiçbi şey
koyamadıklarımız? YİNE DE İNANCIMIZ VAR.
istiyosun ki bu yazı, tek bi yazı. Sadece senden çıksın. Hani nerde
dilin? Hani nerde senin kelimelerin? Işte sayfa önünde. Işte dök
içini. Ama korku. Başına oturup yazdıkça biliyosun gözyaşların da var.
anlıyosun gömdüklerin gömülü kalmaz.
Hava pis. Cumartesi. Anneleri gördün. Seslerini duyamadın. Sonra iki
kadının sesi. Dert anlattın. Özledin. Rahatladın. Bak işte herşeye
rağmen taksimdesin. Burası o kahveci. Orada oturup gülüp
örgütlenmekten bahsediyosun. Hava pis. Ama iyi hissediyosun.
Karşındakilere bakıp içini rahatlatıyosun. Korkuların gerçek değil mi
yoksa? Yabancılığın mı geçiyor? Alıştın mı hatırlamaya?
Hatırlamak. Hatırlanmamak. Hatırlamak. Unutmamak.
Sonra ev. Sonra behzat ç. Ahanda bir bölümde öğrenci bir kadının
yaşadığı tacizler. Tiksindin, miden bulandı. Çocuğu gördün, dedesini
öldürdü. Çocuk ağladı. Ağladın.
Tacizi unutmadın. Tacizciyi unutmadın. Tacizi gördün.
Sonra işte o kadınlardan biri. Dedi ki nasıl unuttum. Dedi ki başka
neyi unuttum?
Dinlerken diyemedin ki, ben unutmadım ama yokmuş gibi yapıyorum artık.
Sorabildin bi tek, geçmiş miydi, atlatmış mıydın diye.
Artık mesele bile değil mi. belki kendi cinselliğinden zaten
geçmiştin. Belki zaten herşey çirkin, belki sen bunlara çok uzaksın.
Atlatmak başa çıkmak zor. Belki kendi travmana bile inanmıyosun. Belki
sıkıldın. Sevgilin olan adamlara bunu kamburun gibi anlatmaktan
sıkıldın. Mazaretini vermekten yoruldun.
Belki sıkıntı geçti, tepen attı!
Dinlemek istemiyosun kimseyi, anlatmak da. Sevmiyorum ben. Cinsellik
önemli değil benim için, hesap mı vericem sana diyosun.
Halbuki seni terk etmişti, arzusuzsun diye. Belki de arzusuzdun. Bunu
suçun gibi taşıdın. Seni aşağılara çeken, yerin dibine yerleştiren
ayıbınmış gibi.
Sonra sorup durdular. Neden ne oldu neden istemiyosun neden istemedin
neden konuşmuyosun neden anlatmıysun bana güvenmiyo musun bana nasıl
güvenmezsin ben sana çok yakınım benimle aşamazsan kimseyle aşamazsın
konuşmayacak mısın neden bişey söylemiyosun neden yarım bıraktın neden
ağlıyosun neden kapalısın ben bunları anlamayacak biri miyim.

Başka biri çıktı, et ete dedi. IYYKKK et ete çok iğrenç dedi.
Hissetmeden olunca pek fena, aman da kendime ihanet ediyorum dedi. Ben
böyle şeyler yapmam dedi. Öfff böyle olmadı dedi.

Gülelim. Bunlara hep beraber gülelim. Yarın 25 kasım. Kadına karşı
şiddetle. Kadına karşı şiddetle müc müc mücadele. Kadınlar özgür
olsasasasasa.

Kelime bitti. Söz bitti. Dil bitti. Kuruyo ya bazıları, bu her zaman o
kadar kötü değil. Hatırladıklarını unutma. Hatırladıkça güçlenmezsin
belki. Canın acır. Dahası nerde dersin, açar içine bakarsın. Sonra bi
gün olur. Oturur anlatırsın. Sonra bakarsın ki hiçbi şey değişmemiş.
Yağmur aynı yağmur. Adamlar aynı. Küçük çocuklar var hala, dayak
yiyen, ağlayan, yaşı kadar kurşunla öldürülen. Anneleri var ki gözleri
hep yaşlı kalacak. Katır sırtında taşınanlar var.

işte bunlar var ya. Sen bunları tek görmüyosun. Artık gözlerin bir tek
senin değil. Aynı tütünse o, aynı çaysa içtiğin. Gözleriniz de aynı
artık. Yağmur aynı yağıyo hepinize. Etrafımızı saran pis hava hepimize
değiyo. Sarı su var giysilerimizde. Aynı şekilde titretti hepinizi
kalkanlar.
Dil demiştim ya. Dil demiştim anlatmak için. Mücadeleni ve varoluşunu
kurmak için. Peki ne kaldı şimdi? Bak işte burada. Hepsi birikti,
burada. Duydun, izledin, gördün, anlattın. Sana ait olanı onun yaptın.
Başkasının dilindekini kendinin. Kelimeleri dikkatle seçiyosun.
Anladın ki biraz düşünmek lazım, boşluklardan yararlanmak. Sabretmek.
Tırmalamak. Beklemek. Ki kurasın dilini, ki anlayasın yanındakini.

"Dertlerimize tutunmak" demiş. Hepimizin hayatı boktan demişti o
sokaktayken de. Işte bütün mesele bu mu? Dertlerimizin üzerinde
yükselip arşa çıkacağız umarım. Bir cumartesi olacak. Öğlen 12 gibi
bir eylem galatasarayda. Sonra biz yine dertli sıkıntılı bir grup
kadın, bi sokak bulup çay içicez kusana, donana kadar. Hava pis.
Yağmurlu da tabi. Çünkü o karanlıkta saklı, o bunaltıda ruhumuzu
teskin ediyoruz. Dışarının güneşi, uyuşmuyo ki hayatla. Tütünleri sar,
biraz ıslansın. Kapişonlara aban. Havaya bakıp söylen, her eylemde
böyle oluyor arkadaş diye. Hava yağmurlu. Azıcık ısınmaya çalış.
Botlar. Montlar. Atkılar. Bereler.

Çay bardağımı şerefine kaldırıyorum. Bu kopuk yazıyı okuma sabrını
gösterenlerin. Pis havada hiç beklemezken çaya sohebte dalıp huzur
bulanların.

4 gün ya da 8. gün


            4 gün geçmişti, üzerine bir 4 gün daha geçti. İlk dördün verdiği bombastike (sofistike gibi) gazla ordan oraya koşturuyordum. Mesafeler değişiyordu, bazen yemekhane-kütüphane arası, bazen Bahçeköy-Beykoz arası. 8. gün yemekhane kütüphane arasına sıkışanlardandı. 
            Kuzey kantin logolu bardaklarımızda çaylarımızı yudumlarken biraz da dertlerimize tutunuyorduk. Muhabbetin ortasında yok yok sonuna doğruydu galiba, kendimden örnek vererek(self-disclosure deriz biz yd taraflarında)cümleye başlamıştım, gittiğimiz bir yerden bahsediyordum, misafirlikten falan, kaldığım bir evden kısacası. Ondan önce kaldığım ev, 2 sene öncesi, isimler, sokaklar, ışığı yanmayan evler, tren rayları. Hepsi birden çıkıvermişti yüzeye. Bunların hepsini nasıl bir cümleye dökebilecektim? Kocaman bir nasıl diyebildim sadece. Ben bu taciz hikayesini nasıl unutmuştum? Taciz hikayesi mi? Yüzeye çıkanlar kaybolmuştu birden, sadece 2 kelime büyüyordu. Sonra 2 kelime daha? NASIL UNUTMUŞTUM?
  4 gün boyunca aklımın ucundan geçmemişti. Hatırlayıp da anlatmak istemedim değil. Silmiştim, unutmuştum, itmiştim arkalara, bir yerlere postalamıştım. Ama çıkıvermişti bambaşka bir konunun ortasında.
Başka hangi hikayeler vardı acaba unuttuğum, 
Bir yerlerde çıkıvermeyi bekleyen? 
Diye düşünür mü insan, düşünür!
Ne unuttuğunu bulmaya çalışır
Hatırladığı bin bir gereksiz detayı unutmaya çalışır, 
Belki giderler de unuttuklarına yer açılır diye
BOŞuna.
BOŞları aramakla doldurduğum, yakınımdaki kadınlara durmadan BOŞları anlattığım bir 4 gün daha geçmişti. Bu aralıkta kaç kişiyi düşürmüştüm bilmem ama dertlerimize hep beraber bir şekilde tutunuyor olmak iyi gelmişti, geliyor da.

12 Kasım 2012 Pazartesi

Ah!

Dün gece uzun uzun yazasım vardı ama çok yorgundum, fark etmeden uyumuşum. Şu fark etmeden uyumalar bana artık hiç iyi gelmiyor. Gerçekten yazmak istediğim, içimden çıkarmak istediğim çok şey var; özellikle şu son 4 günde içimden çıkacaklar listeme çok şey eklendi. Daha önce cinsel şiddet hikayelerimizi paylaşırken yolda laf atan veya elle taciz eden adamlardan öteye gitmemiştik hiçbir grupta. Şimdiyse en yakınımdaki insanların bile bunca zamandır bilmediğim ne hikayeleri varmış diye düşünüp şaşırıyorum. Cinsel şiddetin yaşamımızın her anında olduğu, sevdiklerimizden de güvendiklerimizden de gelebileceği bilgisi benim için bu 4 güne kadar ezberden ibaretmiş. Kendi yaşadıklarımı yorumlarken bile. Tecavüz kavramını paketleyip çocukların ulaşamayacağı yerlere kaldırmak iyi bir çözüm değilmiş. Öyle olunca, ne kadar farkındalığı olan birisi olarak görsen de kendini, sevdiğin ve uzun zamandır seviştiğin pipili bir adamla son sevişmende bilincin açık değilken -yani rızan olmadan- bir anda onu içinde fark edişini de tecavüz olarak yorumlamıyorsun. Bu 4 günün sonunda da böyle adlandırmıyorum. Ama her şey o kadar hızlı ve o kadar yoğun geçti ki, bir şey sonuçlanmadı ama ben bayağı yol almış hissediyorum. Adlandırmamakta da aceleci davranmıyorum, güzel insanlarla yoğun ve içerikli paylaşımlar kafamı çok açtı. Ve içimde yavaş yavaş büyüyen bir öfke duyumsuyorum. Pipili adamların ne kadar karşılıklı sevgi ilişkisi içinde olduğunuzu düşünsen de -hatta belki gerçekten öyle olsa da- pipilerinin gücünün ve her yere girebilmeye muktedir olduğunun farkındalığı ve toplumsallığıyla büyüyüşlerinin izlerini inceden inceden hissetmek çok sinirlendiriyor. Bunların üzerine uzun uzun düşüneceğim, şimdi çalışmam gerek, geçim derdi, filmler, festivaller. On yıl sonra kendimi nerde görüyorum acaba? Ah dedim sonra... Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa. Ama çok güzel bağırdık, sık sık bağırdık ve çok iyi geldi. İki şarkıyla programımızın sonuna gelelim. Dönem dönem bazı şarkılara takıyorum. İlki, bir kaç ay önce feci taktığım bir şarkı; nazlıboy öğretmişti, gece gündüz dinliyordum, ne zamandır dinlemediğimi fark ettim geçen gün, tekrar başladım. :) İkincisi de en yeni taktığım şarkı. O kadar ki dün başladı. Sıla'yı beğendiğimi söylemiş miydim? Ben söylememişsem başkası kesin söylemiştir, çok beğeniliyor, ortak bir beğeni oldu kendisi, beğenmeyenleri de sebepleriyle kendilerini açıklamaya davet ediyorum. Neyse, bu şarkısı çok güzel. Yazasım var, en kısa zamanda bir şeyler yazılacak, görüyorum... (kısık gözlü bakış).

Sezen Aksu - Gel Kıyma:
http://www.youtube.com/watch?v=wNK41z-3ams

Sıla - Gözlerine Teslimim:
http://www.youtube.com/watch?v=DlHx4JxHY98