pasifloradan daha hafif olmayan herhangi bir eczanede satılan ya da satılmayan hiç farketmez her şey midemizle buluştuğunda beynimizde bir takım duygularla buluşur ve buna biz komikli kadın şiiri diyoruz
29 Haziran 2011 Çarşamba
ne mi istiyorum?
evet hakikaten ne zaman ki o kapı açıldı işte o zaman kelebek, böcek, çiçek gibi ayrıntıların bir ehemmiyeti kalmadı, sevmek denen ruh halinin dokunmak denen eylemle buluşmasında bir art niyet bir acelecilik bir kendini bulamama hali zühur etti. bunu farkettiğim iyi oldu ben bunun üzerine giderim, iyi yanlarının hakkını vermeyi ihmal etmeden giderim, et ete iken değememek neymiş şöyle bir kurcalarım ama bu gece hiç niyetim değil. zaten ne hacet, kelebek midemde şu an. çıktığı yolu kullanmış olsa gerek. daha rahat geldiği kesin.
fakat nereden geldi ve daha da önemlisi nasıl geldi? işte bunun cevabını hiç bir zaman hiç bir sözcükle veremeyecek olmanın beni içerden içerden dürtmesi; mesela söz konusu durumu somut olarak düşünseniz dürten şey gaz filan olsa sonucunun geğirmek olacağı gibi, geğirirmişçesine havada anlamsız sözcükler sarf etmeye zorluyor.
sanırım çabam bununla da kısıtlı değil. hava öyle güzel ki. görece güzel bir yerde yüksek yerlerden uzaklara bakmalıyım. denizden esintiler ve kokular gelmeli. ay denizin üzerinden gitmemeli, ben bir çerçevem olsa onu duvarın neresine koyarsam ay da gökyüzünde öyle bir yerde durmalı, rüzgar bu duruma bozulmalı ve biraz daha esmeli. ben üzerime ince şallar almalıyım, rüzgarı okşamalıyım. işte bütün çabam bu. ne istiyorsun deseniz iki eksik bir fazla bunu istiyorum. derim.
iki eksik kısmıyla da, birilerinin gözlerine bakayım, hanımlar ve beyler siz beni niçin bu kadar mutlu ediyorsunuz diye sorayım istiyorum. kalabalık sakar ve özensiz insanlar topluluğuna gülümseyerek bakayım. şalımın altına siz de gelin beraber bakalım. siz mutlu ediciler.
bazen bazı şeyleri fazlaca düşünmek ne kadar güzelse o kadar az konuşmak gerekir desin biriniz ama bunu da konuşmayarak desin ve ben nadir de olsa yaptığım gibi bunu anlayayım. biraz susayım. bu bize garip geldiği için hüzünlenelim.
e hatta fazlaca düşünmeye bile gerek olmasın ki o zaman. sadece bakalım, gülümseyelim ve gene bakalım. dokunmaya da çok gerek kalmasın çünkü aynı rüzgarı okşuyoruz ve o giderek uysallaşmıyor mu?
bütün bunların bir yerinde her insanın kendisini ya yeterince iyi ya da yeterince kötü hissettiğinde olduğu kadar dürüst olasımız gelsin ve artık yeni bir şey düşünmeye ve söylemeye gerek kalmadığı için eskiden dediklerimize dair yeni anlamlar bulalım.
gece o kadar güzel ki bana nasıl düşünmeden konuşma cesaretini veriyorsa söylediklerimin hesabını yapıp bir ksımını geri alma gücünü de veriyor. diyeyim.
çünkü burası çok uzak ve burada kimse bizi bulamaz. öyleyse tıpkı filmlerde gözden çok uzak yerlerde insanlrın çıplak yüzdüklerini gösterdikleri gibi burada sözcüklerimizi soyabiliriz. altından ne çıkacak? benimkinin altında kelebek var. kaçmasını istemiyorum, ilk kaçtığındaki gibi en ufak bir ışıkta yine kaçabilir, ki o zaman her şey yine de sıradan olur. siz insanlar, benim sözcüğümün altındaki kelebekleri bilip bilmediğinizden benim haberim olmasın. bazen bildiğinize inanıp sevineyim.
hiç bilmediğinizi ve anlamadığınızı düşündüğüm anlarda ise. daha çok konuştukça daha da anlaşılmaz olmanın paniğiyle. tıpkı şu anki gibi. güzel geceleri mahvedeyim.
rüzgar giderek ısınsın, aynı anda hepimize değdiği için bizim değmemize hiç gerek kalmadan uyumalıyız. uykular da başka bir değme biçimi olarak kendilerini yeniden ve daha güzel ortaya çıkardıklarından ya da sadece ihtiyacımız olduğundan göz kapaklarımızı esir alsın. ve bu iki seçenek de tıpkı kelebek mevzusu gibi bir muamma olarak kalsın.
uyandığımızda her şey ta en başından başlayacak, çünkü uykunun bir de sıfırlayıcı özelliği var. uyumadan önceki o son aşamaya dönmek için bütün basamakları yeniden aşmak gerek. ve bu bazen mevsimler sürebilir.
hala beceremeyenleriniz bir sonraki en uzun günü bekleyin.
şimdi yükseklerden alçaklara inelim, mutlu ediciler, kısa süren susmalarımın ardından gelen uzun laflarımın edebi mi yoksa saçma mı olduğu sizi alakadar etmeyene kadar aşağıya. orada uyumak için sote yerler var. benim içinse en azından bu güzel geceye bir kaç laf söylemek yanıma kar kalıyor. kar yağıyor. kar kalkıyor, kartal sarkıyor. üstelik!
19 Haziran 2011 Pazar
İ-ççe-lişki
13 Haziran 2011 Pazartesi
Düşe Yazdım
Uzun yaz riskli biraz
Ya okumazsan?
Kocaman yazdım gözlerine uysun diye
Ya kaçarsa aklın başka sahillere
Korkuyorum.
Uzun bu yaz-
Bir kısmı yazın,
hüzünlü anne şiirlerine
boş kovalarla koşar,
hepsini bir solukta okur bitiririm
Aradığını bulamayan yazara üzülür,
boş ovalardan,
hafifçe geri dönerim
Uzun yaz geliyor
Ben bugün size bedellerimi tanıtacağım,
hepsi birbirinden şiir
beddualarımı
Ben oraya gelene kadar
bekleyecek misiniz sahiden?
Hislerinizle oynamak değil niyetim,
niyetim merak,
sahiden beklentiyi kolay mı doğurmak?
Gördüm
Hislerinizle oynayamıyorum bile
Bir benim o ucuz plak
Cızırdayınca anneme benzeyen sesimle
Hasarlı, çatlak.
Gülerim o zaman
hüzünlü anne şiirlerine,
Zavallılığı(mı) intikamla doyurarak
Uzun yaz dedin
okurum, sevgilim.
Kocaman yazıyorum gözlerin gibi,
birazı senin olsun, birazı benim,
yazımızı paylaşalım.
Yazarım, sevgilim.
Gözlerinin çokluğunda ya ayakta duramazsam telaşındayım.
Ruhum bir yanıyor, bir soğuyor.
Seni tutmak zor
düşündüğüm yerde,
uzun bir yaz değilsin.
Sana benzeyen bir ömrü tutma telaşındayım,
gitme,
bir ara okurum deme.
Okumazsın,
yazmazsın.
Hayrını görmek istemiyorum uzun vadede.
Hayırları kolayca anlıyorum artık,
uzun uzun kandırıldığım gecelerde,
sağ olsunlar eğitildim.
Peşini bıraksam ilk uçurumdan düşeceksin sanıyorum.
Ardından da ben.
Sonra hiç kenarlara gitmediğini hatırlayarak uyanıyorum.
Yine ucuz kurtuldum.
O rüyalara her ziyaretimde,
hatta daha dün gece,
sırf sana benziyor diye,
hiç tanımadığım bir sıkıntıya terlediğimi bilirim.
İlgin alakan benle mi hala?
Tuhaf…
Beni sevdiğine nerdeyse inanır gibiyim,
kollarını sarıyorum vücuduma,
bir de beni başka şeylerle bölmeden düşündüğüne inanabilsem…
Uzun yaz geceleri çekilmiyor düşünmeden,
yazmadan.
Düşeyaz,
sevgilim.