27 Şubat 2011 Pazar

mesela 'ev alma komşu al' ve 'her horoz kendi çöplüğünde öter' atasözlerinin çelişikliğine dair bir yazı olsa

bir şey anlatacak olursun da istediğin kelime olmaz ya dilinin ucundaki, duraksarsın.
susarsın ama aradaki sessiz zaman aradığın kelimeyi bulmana yaramaz, sadece biraz daha boşaltırsın beynini kepçe kepçe. panik ayak uçlarından kulaklarına kadar yakar, kelimeleri bırak o anı bile kaybetmişsindir artık. korkunç bir şapşallık hali.
işte tam o an geri çekilip bir süre kahkaha atabilsen, sonra o kahkahalar çorba olsa, üstünü başını bulasa, temizlemesen. güldükçe için daha da katılsa, gözyaşların çığlıklarına karışsa.
korku filmi gibi ama korkmak için olanından değil, daha çok azametine hayran bırakanından. ne sen korksan, ne konuşmaya çalıştığın insan. karşı karşıya geçip insan doğasına hayran kalsanız. o sana aşık olsa, kahkahalarına, korkunçluğuna. NE KORKUNÇ ŞEY İNSAN! diye bağırsa. aşkı, aşkına karışsa. çığlık çığlığa.
o ürkütücü şapşallık kahkahalarda boğulsa, sen ona aşık olsan. önce olduğun kadarı dişinin kovuğunu bile doldurmayacak derece. çok. kelimenin tam anlamıyla.
kahkahalar ve gözyaşları hep baki kalsa. hep başınız dönüyor gibi olsa hayat size. sen bensin biliyor musun? demesen. korkutmanın da bir sınırı olsa. o sınıra aşık olsan.
saatli kapılarmış gibi kalpleriniz, her açıldıklarında aşklarınız dolsa, kaplasa içlerini. o kullanılamayan kelimeler çöpe gitse, kağıtlar, kalemler, ağızlar... sonunu yazacak bir şey bulamasa kimse o anın. ve bitmese. kahkahalar. yaşlılık hali deyip gülseniz yaşlarınıza bakarak ve hiç yaşlanmayacağınızı bilerek. daha da gülseniz. o ana sıkışsanız, aşık ola ola.
mesela.
şimdi mesela yazsam tüm bunların sonuna, tutkuyu aslında hissetmediğimi düşüneceksiniz ve bu saydığım ihtimallerin gerçek olacağına bir an bile inanmadığımı. yazıdaki coşkunun yerini bir anda hüzün alacak. ama yazmazsam, o anı aslında hayatım boyunca defalarca yaşamama rağmen bir türlü tahayyül ettiğim hale sokacak kadar hızlı olamadığımı bilemeyeceksiniz. ve sizin de bunu hiçbir zaman başaramadığınızı belki de hatırlamayacaksınız.
üzülmenizi istiyordum ben oysa, azametten eser taşımayan aciz ruhlarınızı değerli sanarak geçirdiğiniz anlardan dönün, yanıldığınızı fark edin istiyordum yazı boyunca. gelin görün ki, sizi üzmek benim işime yaramaz, sen bensin biliyor musun diyerek korkutsam bile, sizin ben olduğunuzun ne kadar gerçek olduğunu size anlatamam.
beynim yanıyor, ruhum kepçe kepçe dışarı atılıyor bedenimden. ölüyorum. ama o kahkahaları duyuyorum. tek kişilik.
yalnız olduğumuzdan mı yoksa hepimiz bir olduğumuzdan mı bilemediğim tek kişilik ve tek perdelik, şehvet ve katliam dolu, çoğala çoğala öldüğümüz ve çöplüğümüzü aramaktan yorulduğumuz, yine de öttüğümüz, isyan ve sapıklığın ustaca harmanlandığı ruhlarımızla ve halihazırda ölü bedenlerimizle dolaşıp durduğumuz bu tek kişilik ve tek perdelik oyundan itiyorum hepimizi. bir rüyadan uyanır gibi. sayıklaya sayıklaya.
o bulamadığın kelimelerin anlar sonra beynini acıta acıta kendilerini hatırlatması. herhalde en acısı. anlar sonra. sayıklamalarla. ve ne yazık ki sonradan anladığı şeyler o an söyleyebileceklerin kadar güçlü olamazlar.
artık.
önce laf ebeleri vardı, sonra ben doğdum.
artık ben varım.
sonra da beynimin artıklarını gördüm, artık işe yaramayan kelimeleri. güldüm. ben büyüdüm, gülüşüm büyüdü: korkunçlaştım. nereye atsam elimi, orda kaldı. kök saldım. ve daha da büyüdüm. sen de bensin, sen de, sen de, sen de... mesela. yine de yaşadım, kendimi ite kaka. aşağıya yukarıya. mesela mesele değil aslında, bildiğin yaşıyorsun, öyle ya da böyle. yine uyandım sonra, bir sonraki uykuma. aynı şapşallıkla. ve o şapşallık sayesinde nefes alıyorum şu ara. yaşama sebebimiz her an bir sonraya. umudu erteledikçe daha hızlı koşmaya. -altını gülerek çiziyorum ki- çok şapşal görünüyoruz ama çok da uyanığız, çok da iyi biliyoruz nasıl kalınacağını hayatta. bir an daha.

6 Şubat 2011 Pazar

bir tuhaf pornografi

komikli kadınlar ve komikli kadın şiiri sevenler! ben genelde iç karanlığını bloga akıtan nesir ve şiir dili görece komiksiz bir kadın olarak diyorum ki, bir kez daha deşildik. astım mıymışız, o halimizle alkol mü almışız, yarışmada hareket ederken bir anda durunca bünyemiz mi tepki vermiş bilmiyorum; otopsiyle belli olacaktı. sonucu öğrenemedim ama bir çok söylenti var hakkımızda, neden gitmişiz o bekar evine, kerata öyle yaramaz ki hep eğlence peşinde, biz düşünecektik 1.5 yaşındaki çocuğumuz ve kocamız evdeyken, o halde... cık cık cık. ama öldük, nerden bilelim o gece neler oldu, duygusal yakınlık olmuş muydu, nasıl bilelim, nasıl diyelim olmadı diye? olmuşsa bir şeyler bile, kime ne?
eşimiz ve annemiz ve ne çok sevenimiz gözyaşı döküyor günlerdir; ama alakasız adamlar köşelerinde susmadılar, nefretlerini bir türlü dindiremediler, deştiler bedenimizi. ölüyüz, susun artık diye bağıramıyoruz, çığlık atamıyoruz, yaşayan yerlerimizden sesimiz yettiğince yeter demeye çalışıyoruz.
ben bağıra çağıra illallah diyorum, susun artık. ahlakınızın tutarlı olmadığını biliyoruz, ama korkmayın, yüzünüze çarpmayacağız, ahlak bekçiliği bizim işimiz değil. ve tutarlı bir ahlak arayışında da değiliz. siz biraz insan olun yeter. bedenimizi orasından burasından çekiştirmeyin, delik deşik etmeyin. bu tuhaf pornografiden midem bulandı artık. doktorculuk sizde; otopsi yapmaktan yorulmadınız günlerdir. öğretmenlik sizde; didaktiklikten olacak sonunuz. polislik sizde; yargılamayı nice sevdiğinizi gördük. pornonuz da hazır, iktidar fantazileriniz de; ama onlara bizi alet etmeyin. rica ediyorum -kovabilsem emin olun rica mica uğraşmazdım- defolun gidin. daha ötesini de demek geliyor içimden, ama rahatlatmayacak beni, rahatsızım hep, rahatsızız. size batan rahatı biz aramaktan bile vazgeçtik. biliyoruz, elleriniz boğazımızdan inmeyecek; namus, ahlak hırıltılarıyla dolu sesinizi duymadan geçiremeyeceğiz bir günümüzü bile. ama fırsat bulduğunuz an mememize inecek o eller, popomuzdan çekmeyeceksiniz. taşaklarınız rahata ersin diye açtığınız bacakları kapatamayacağız. bağırsaklarımızı, kalbimizi; deşilebilecek, incitilebilecek her organımızı elinizde mıncık mıncık edeceksiniz. ne keyifli değil mi? ağlaşmıyoruz biz de zaten, sadece her geçen gün ahlakınızdan, önyargılarınızdan, genellemelerinizden daha da çok nefret ediyoruz; anlaşmamızın imkansız olduğuna daha da emin oluyoruz. rica ederiz daha fazla devam etmeyin, midemizi kaldırıyorsunuz. biz alışkınız ölmeye, ölü uğurlamaya, ölülerimizi bile ölümden korumaya. siz daha fazla gölge etmeyin, sevgisizliğinizi üzerimize bulaştırmayın, asırlardır kirlettiğiniz dünyayı artık rahat bırakın. yok, siz zahmet etmeyin, pisliğinizi ardınızdan seve seve temizleriz.

not: bu metinde yer alan ricalar engellenemeyen bir naifliğin sonucu. gök kuşağını hiç görmemiş birine anlatmanın imkansız olduğunu, daha güzel bir dünyaya dair umudu o dünyayı yalnızca varlığıyla dahi kirleten birinin ruhuna yerleştirmenin imkansız olduğunu biliyorum. Ama imkansız olanı safça istemekten vazgeçersek, sayısız güzel insanın beyhude çabasından eksilirsek sanki asıl o zaman ölürmüşüz gibi geliyor.