yeniden doğmak değil de kabuk değiştirmek de diyebiliriz belki.
yahut kendimi hapsettiğim odalarımdan çıkmaya da çalışıyor olabilirim.
ya da en doğrusu ben bir bin katmanlı bir kayısı çekirdeğinin içindeyim.
sürekli kabuğumu kırmaya çalışıyorum.uğraşıyorum, didiniyorum, çat bir yerden çatlıyor kabuğum, biraz canım yanıyor, sonra büyük bir hamle pat yıkılıyor. sonra daha büyük bir yenisini görüyorum. kırılmış kabuklardan bir parça alıp başlıyorum bu yeni kabuğa vurmaya. ellerim kanıyor, yüzüm yaralı.durup dinleniyorum.sonra bir de bakmışım kendiliğinden yıkılı vermiş.
ama kafamı kaldırdığımda biliyorum, bir yenisi daha var.
tekrar başlıyorum aynı savaşa..bir daha, bir daha, bir daha...
yavaş yavaş başarıyorum.
bilmiyorum nasıl oluyor. bazen ben onlara vuruyorum bazen onlar kendiliğinden yıkılı veriyorlar başıma.birden hiç beklemeden.
kafama düşen parçalardan nereye kaçayım bilemiyorum.bir başka kabukla tekrar koruyorum kendimi.
sonra yıkım tekrar başlıyor, tekrar tekrar tekrar.
ama en kötüsü de ney biliyor musun?
en dıştaki kabuğu yıkamadığım sürece kendi enkazımın içinde yaşamak zorundayım.