28 Şubat 2015 Cumartesi

El- Cevap: Ben Sokak Kızıyım

Malum artık üniversite Ar.Gör. alımlarında mülakatlar yasaklandı, üniversitelerce mezuniyet ortalaması ve ALES ortalaması sonuçları  göz önüne alınıyor. Ben de ALES+YDS sonuçları yettiğince bilim sınavına çağrılmış öğrencilerden biriydim. Sınav sonrası mülakat yasak olsa da, tanışma olarak bir session gerçekleştirildi. Bu session' da tanışmanın, değerlendirme olamayacağı yalnızca tanışma amacı ile gerçekleştirileceği belirtildi.


Tanışma soruları, öncelikle hangi bölümden mezun olduğum ve hangi ana bilim dalında devam etmek ettiğim üzerineydi(Nayzz, 2014). FAKAAAATTT, bu soruları yanıtladıktan sonra erkek akademisyenlerden, babamın ne iş yaptığına dair sorular gelmeye başladı. Babamın mesleğini açıklamaya çalışırken, ne hikmetse ailenin sosyo-ekonomik düzeyine dair hemen tahminde bulunuldu, annemin de ev-hanımı olduğu ortaya çıktı, bozmadım.


Gelecek sorunun  tez hazırlıkları ile ilgili olduğunu beklerken (ne de olsa transcriptip'te bakmış olmalılardı) ve hazırlanırken, karşımdaki göbekten biri elime baktı, elimde yüzük olup olmadığını göremediğini (Nasıl görEMEdin kiiiii?) söyleyip, büyük bir rahatlıkla evlenmeyi düşünüp, düşünmediğini sordu. İçimden geçen cevaplar farklı olsa da (Oğluna mı alacaksın? Ben de istiyorum, fakat lezbiyenim, Yok! Evlilik bana göre değil, ben takılıyorum ya! vb. olsa da hala görüşme, tanışma süreci ve bir tür iş görüşmesi olduğundan) NEDEN BU SORUYU SORUYORSUNUZ? ERKEKLERE DE SORUYOR MUSUNUZ?  MERAK ETTİM DE ehehhe :) sorusunu sormak gafletinde bulundum.


Derin bir sessizlik..........., burda soruları biz sorarız der gibiydi. Verilen cevaplar ise BAYAN ASİSTANLARININ, BÖLÜM HOCALARININ İZNİ OLMAKSIZIN, NİŞANLANMASI VE SONRASINDA BAŞKA BİR ŞEHRE TAŞINMASI VE HATTA ÇOCUK YAPMASI BÖYLECE BEKLENİLEN VERİM VE ETKİLİLİĞİN KARŞILANMADIĞI İLE İLGİLİYDİ.

Başvurduğum bölümün bir "AİLE" olduğunu belirten "akademisyenler", mevcut Ar.Gör' lerin tamamının nişanlıları ile tanıştıklarını ve onay gösterdiklerini eklediler. Ben de bu tartışmayı akademik kısma taşırsak, why, falan derken, BAŞKA BİR SORUMUZ YOK cevabı ile karşılaştım, pek tabii.

EL-CEVAP :https://www.youtube.com/watch?v=qRS7X8yxrsQ

he bu da var  KAMU SPOT

YARIN NE YAPACAĞIMI BİLMİYORUM!

https://www.youtube.com/watch?v=qxLGqM24xBk

16 Kasım 2014 Pazar

hello girls

2014'ten Güncelleme:

N. - Berlin
N&Y: Ayranco
E&D: İstanbul

Blog içinden hala aynı evde yaşayan ve aynı bölümde hayatına devam eden en küçüğümüze tebriklerimi iletirken, buraya her koşulda bişeyler yazdığı halde son 1 yıldır tek kelime yazmamasına teessüflerimi sunuyorum.

Bitti mi yani bunalmalar sıkılmalar darlanmalar şuraya yazıcak iki kelimeniz kalmadı bacılar? Bilinç yükseltme çalışmalarımıza da buradan bir selam çakmak isterim, düşündük de hiç fena değilmiş, keşke gene olsa.

bir de bi sorum var, yurtdışına giden arkiiş yerinden memnun mu, tavsiye ediliyo mu yani gitmek gerekir mi? hani bi gün mutlaka gitmemiz gerkiyomuş gibi ve her geçen gün o yoldan uzaklaştıran bi adımmış. bi de yaş sınırı varmış mesela 27den sonra gümrükten geçirmiyolarmış gibi.

bu arada şu an evimizde n. nin mahalle arkadaşları var, onların şahsında hepinizi saygıyla selamlıyor öpüyorum. KİB



http://www.youtube.com/watch?v=GdVAECyWph0

8 Mayıs 2014 Perşembe

evde kendi imkanlarımızla zehir formülü

http://www.ankarameydani.com/ilginc-haberler/kiz-isteme-toreninde-ictigi-kahveden-oldu-h12771.html



Konya'nın Selçuklu ilçesinde kız istemeye giden T.M ve ailesi Allah'ın emri ile kızlarını istemeden önce kahvelerini içtiler. 

Konya'nın meşhur adeti olan damatların kahvesine tuz atma olayını abartan gelin H.G damadın kahvesinin içerisine peynir, reçel, domates, tuz, yağ, şeker, yumurtanın sarısı ve bal koydu. 

Damat kahveyi içmek istemedi fakat bu bir adet olduğundan gencin ailesi tarafından zorla içirildi. Gece 02,05 sıralarında damat büyük ağrı ile hastaneye kaldırıldı.. Ve gıda zehirlemesinden dolayı hayatını kaybettiği bildirildi.

29 Kasım 2013 Cuma

Çıt Çıt Çıt Çedene Sar Bedeni Bedene


Şimdi en azından biz kadınların kendi içerisinde çoktan kapattığı bir tartışmayı yeniden gündeme getiriyorum: Çıtçıtlı Atlet!
Yaklaşık yedi sekiz senedir kış aylarında (hatta çok aşırı sıcakta terleyen insansanız kıyafetinize yansıyan çizgi çizgi terleri emmesi suretiyle yaz aylarında bile) en sevdiğim, çıtçıtlı atletim.
Bu blogun çekirdeğini oluşturduğu minikkadın alemimizde bunla ilgili tartışmayı çoktan kapatmıştık biz. Üzerine konuşmaya değmez. Kimi insan şu şekil giyinir, kimi insan bu şekil, ama lakin ki öyle değildir, herkesin hayatına kimse karışamaz. hatırlayalım:

Özellikle kışın giydiğim taytların ve yünlerin bana verdiği mayışıklıkla ve yeni yıkanmış elin buz gibiliğine duyduğum korkularla kış mevsiminin sevişmelere düşmanlık beslediğine inandım hep. Öte yandan yaz demeden kış demeden gününü gün eden siz komikli kadın arkadaşlarımla geçirdiğim uzun tartışma seansları sonrasında bunun benim üşengeçliğimden başka bir şey olmadığını da anlamış olduk. (iki kat çorap çıkar, sonra onları tekrar giy, amaan yat uyu boşver.)
Çıtçıtlı atlet meselesine gelince, hakkında yaptığım uzun araştırmalar ve kısa geyikler sonucunda kendisinin de sevişme düşmanı ilan edildiğini öğrendim.
“Penetrasyona giden yolda önümüze çıkan her engeli elimizin tersiyle çarpmak suretiyle deviriyoruz çünkü çok fena adamlarız biz”temalı bu iddianın ne menem olduğunu tahmin etmek zor değil tabi. Bazı kadınlar da böyle düşünüyor olabilir o zaman o da otomatikman tatlı bir fikir olabilir o ayrı. Ama ne yalan söyleyeyim bence hiçbir engel teşkil etmesindi . Nesi vardı çıtçıtlı atletin? Bütün bu şakalar efendime söyleyeyim kıyafetlere bahane bulmalar filan hakikaten içinden sevişesi gelmeyen insanların işi değil miydi?
(ayrıca şu çok pratik de çok mu seksi sanki?)

İnternet araştırmasında çıtçıtlı atlet sektörünün renk model konusunda ne kadar geliştiğini de gördüm. Ayrıca hakkında yaptığım yüzlerce sayfalık sözlük araştırmaları da tabi ki beni şaşırtmadı. Atletimiz bilin bakalım kime mal edilmiş? (K ile başlıyor, 6 harfli, var olmayan bir kategori). Bekaret kemeri diyenler olmuş onlara gereken cevabı vermek yerine şu anti klişe timi tokatlarından yolluyorum.
Çıtçıtlı atlet işte. Öyle. İlk başlarda yarattığı ani şoklarla bize de şaka malzemesi olmuş, ama özellikle regl dönemlerinde hayatımıza sağladığı katkılarla takdir toplamış, sevenin giydiği sevmeyenin giymediği bir şey olarak önemsizleşip gitmişti.  
Derken. Geçen gün yeniden gündemime girdi. Aslında ilk olarak, İstanbul’un kuzeyinde geçirdiğim ilk kışa adımımı atarken normalden daha ince giyinme inadımla gündeme geldi. İnatla giymedim kendisini, dolaptan öyle birbirimize baktık ağlamaklı gözlerle.
Hava sıcaklığının 5 dereceden de aza inmesiyle en sonunda kavuştuk tabi. Esas macera bundan sonra başladı. Bir sabah koşarak eve gelip kendimi “çıtçıtlı atlet”in İngilizcesini ararken buldum. Sonra da İngilizcesini Google görsellerde aradım. Aradım. Aradım. Bulamadım. Allahım! Yoksa çıtçıtlı atleti Avrupaya ben mi getirdim? Siz hiç bu hisse yakalandınız mı? Hemen bir kamuoyu yoklaması yaptım. Tam anlatamadım ne olduğunu bence. Kimisi iyi fikirmiş keşke olsa dedi. Kimisi evet bizde de var dedi. Kimisi de hahaho hihihio diye güldü. Ya şimdi var mı yok mu. Birisi bana söylesin.
Hayatında hiç çıtçıtlı atlet görmemiş adamı hayatında ilk defa gören bir kadının hikayesi işte bu. Herhangi bir zor yada komik duruma düşürülmeden de bu kadın kendi kendine oturup gülmeye başlamış o an. Belki altı yedi sene evvel üniversiteye yeni başlamış kızlarken çoktan güldükleri bu sahnenin yeniden gelip onları bulmasına. Bir an o çıtçıtlı atletin orda olduğunu bilen bütün eski sevgilileri aynı anda özlemeye sonra bu hissiyatı memleket hasretine bağlamaya kadar gidebilecek çok tehlikeli bir gülme krizi.
Sonuçta gülme krizi kısa sürmüş. Kadın karşısındaki garibana da niye güldüğünü anlatmış o da gülmüş. Ama benim sorular aklıma takılıp kaldı. Birincisi, lütfen çıtçıtlı atletin İngilizcesini biri söylesin. İkincisi nerde var? Hem lazım olursa alırız. Gurbet elde bir çıtçıtlı atlettir aldı başını gidiyor. “Belini üşütme evladım” mı?  “Oh mis gibi sıcacık” mı? “Zıbın”?

Aşağıda da ekşi, itü, uludağ gibi sözlüklerden kadınlı erkekli en klişe yorumlardan bir derleme:


günlük hayatta beli kapattığı için kullanım rahatlığı sağlayan ancak içkili bir yere gittiğinizde özellikle bira içiyorsanız her tuvalet seansını cehenneme çeviren, bira ve tuvalete gitme sayısı arttıkça işinizi daha da zorlaştıran body türü
***

bazı kezbanlarda komplekse neden olmuş kadın iç giyiminde önemli bir ürün.

"giyiyorum.
*" veya "giyiyorum sizene" diyeceğine hala "erkekler şöyle, böyle" deyip erkeklere saldırarak kendince bir savunma mekanizması geliştiriyor.

***
o gün sevişmeyeceklerin kurdukları bir klan.
***
sokakta victoria's secret defilesine yetişecekmiş gibi götü başı açıkta gezen seks ilahesi ablalarımızı tenzih ederek konuşuyorum ki, alttan çıtçıtlı badi denen icat hassas bağyan bünyelerine ilaç gibi gelen, kış günü böbreklerimizi elimize almamızı engelleyen, cırcır filan olmaktan koruyan, 19 yaşında yumurtalık ya da idrar yolları iltihabıyla kanki olup 30 yaşında -allah korusun- kısırlığa merhaba çakma ihtimalimizi azaltan güzel bi icattır.

allahın günü sevgilisiyle saten çarşaflar içinde kırmızı loş ışık eşliğinde fantaazi yapanlar giymeyiversin.
***
21. yüzyılda kullanılan, postmodern, şifresi çok kolay olan bekaret kemeri. mantığını hala anlamış değilim.
***
türk erkeği psikolojisini ve sosyal hayatını derinden etkileyen bu hususta düzinelerce makale, ciltlerce şiir, yüzlerce deneme yazabilir.
***
Bekaret kemeri yerine çıtçıtlı badi kullanmak

25 Kasım 2013 Pazartesi

insan gerçekten bir çok şeyin değerini kaybedince anlyormuş.
evet sevgili arkadaşlarım bana güç veren sizlermişsiniz.
şimdi içimi açmayan beni enerjiyle doldurmayan her muhabbetin sonunda sizleri arıyorum.

nerede benim arkadaşlarım?

hani gerçekten birbirimizi sevmişiz değer vermişiz destek olmuşuz.
hepiniz benim kızkardeşlerimmişsiniz.

yine başka insanlar oluyor hayatımda iki lafın belini kırdığım ama olmayan eksik kalan bir şeyler oluyor.
biz hayata çok ama çok aynı yerden bakıyormuşuz.

bi de şu an etrafımdaki kadınlar çok hetero yaaa..

dönün artık ne olur.

sadeliğin güzelliğinden bahsedebileceğim dostlarım nerede, birbirimize götürdüğümüz adamları kadınları anlatalım yine, sarhoş olalım yeni kağıtardan şekerlerden bahsedelim, kahkahamız nerede, skyplar yetmiyor işte.

herkes çok rerererööö..

10 Kasım 2013 Pazar

ay sevgili blog çok dertliyim çok. az şu kafamdakileri buraya yazıyım da bi önümü arkamı net bi göreyim.
sonra silerim zaten.

şimcik bugün başıma gelenlerden sonra yüreğim darlanık biraz sinirlerim bozuk ama o konuya hiç girmeyeceğim. biraz yatışsın nedir durum ne değildir belli olsun ondan sonra anlatacağım ama ipucu sokarım biopolitikana olsun. ya da sen bana yapmışın çoktan yapacağını be muhafazakar erk olarak kendimi dertlendireyim.

yine de her şeye rağmen eskisinden farklı olarak etrafım her ne kadar çepe çevre kuşatılmış olsa dahi yeniden başlama hevesim var. ne varsa attım içime ama yine de iç huzurum var.

öncelikle ne yapıp ne yapmamam gerektiğinde kafam net o var.

yarın mis gibi derslerime gideceğim. metinimi yazacağım.
sonra hilalden para alıp filize gideceğim salı günü muhakkak.
sonra yine derse gideceğim. fransıca ödevimi kesinlikle ve kesinlikle yapacağım.

sonra çarşamba olacak derse gideceğim. sonra evime döneceğim. umarım ki regl ağrısı çekeceğim. ve umarım ki evde internet olacak hah belki o zaman halimi anlatacağım. ama çarşamba evde olacağım azıcık kafamı dinleyeceğim. dinleneceğim.

perşembe yine derse gideceğim. sonra işe gideceğim. işe gideceğim işe gideceğim işe gideceğim tanrııııımmm. paramı alıp kiramı ödeyeceğim. sonra annemlere gideceğim. artık onlarla şu terapi meselesinde bana maddi açıdan destek olmaları gerektiğini ciddi ciddi konuşacağım.

sonra cuma olacak. tanpınar kütüphanesinde belki belki başka bi yerde tez için belgelerimi bulacağım.

sonra haftasonu olacak ve film teori dersinin okumalarına saracağım.

boldu olric etrafımız harbiden sarılmış kıstırılmış mıyız?
evet yine de her şeye rağmen durmak yok yola devam.

asıl derdim, isyaanım neye bir de biliyor musun?

her yerden ağzımıza sıçmışlar, üç kuruşluk dünyayı bize dar etmişler, dert yüklemişler hasta etmişler bir de kendimizi tedavi ettirmemiz için sürekli para istiyorlar. delet hastanesine güven diye bi şey zaten yok kalmamış ortada bir de ben cebimdeki 5 lira parayla hala tutunmaya çalışıyorum bu hayata ve her şeyin iyi olacağına hayatın bütün güzelliklerine olan hayranlığımla beraber inanıyorum.

everything gonna be alright.

yürü be yawrum. bu zamana kadar nası olduysa bi şeyler bundan sonrada olur. sabır sadece sabır panik yapma sen yeter.

sabah ola hayrola.
umudun yolu bu olsa yıkılmam ben bundan sonra.